22 Mart 2017 Çarşamba

Asar-ul bakiye


Ebureyhan Biruninin “Asar-ul bakiye” adlı hacim kitabını bu gün bitirdim. Büyük bir bilim adamı olmuş Biruni. Ama Biruni’nin açtığı bilimsel yol sonraki çağlarda devam ettirilmemiştir. Kitapta değişik bilimsel konular incelenmiştir. Özellikle değişik devirlerde, halkların, toplulukların tarihle ilgili yaklaşımları, tarih bilgi ve bilinçleri irdelenmiştir. Hicri, şemsi, miladi, Yahudi, Sasani, Mısır, Yunana tarih hesaplamaları ayrıntılı biçimde araştırlımıştır. Türklerin tarih bilgilerine ve tarih hesaplamalarına da işare etmiş, ama ayrıntılı bilgi yok. Babilde uzay araştırmaları üzerine yazılan kitaplar hakkında konuşuyor Biruni. Yılın 12 aya bölünmesinin Keldanilerdeki bilimsel dayankları açıklanıyor. Yunan bilgesi Aristotelin “Gök ve dünya” adlı kitabını irdeleyen Biruni Aristotelin “Yunan bilimi Keldani’lerden etkilenmiştir” gibi ifadelerine yer veriyor. Yahudileri esir alan Keldani’lerin bu devirde bilimleri ileri düzeydedir. Kitapta alkolün bulucusu ateist alim Zekerya Razi hakkında da ilginç bilgiler var. Kitapları yok edilen Razi bütün dinleri kişi usunun önünde engel olarak görmüş, ama Mani öğretilerine eğilimli olmuştur. Ne var ki, Mani öğretileri düşünebilen seçkin insanlar için daha elverişli olanaklar sunuyormuş. Arap ve Arap olmayan halkların günün başlaması hakkındakı yaklaşımları ilgi çekicidir. Arapların hicri tarihlerinde gün (24 saat) günüşin doğumuyla değil, güneşin batımıyla başlar. Yani Araplarda gün gece başlar ve bir sonraki gece de sona erer. Çünkü Arap inancına göre karanlık ışıktan üstündür. Karanlık var olan, ışık ise birden kendisini gösterip yok olan bir olgudur. Bu inançları yüzünden karanlığın başlamasını günün evveli gibi algılarlar. Araplar bu inan,laröndan dolayö hareketsizliği devinime üstünbilmişler. Çünkü onlara göre beden sakin ve harektsiz olduğunda rahattır. Hareketsizlik içinde hareket bir istisnadır. İnsan yalnız tualete uğramak, yemek, ... gibi ihtiyaçlarını gidermek için hareket eder. İhtiyaç dışında hareket zaruret gibi karşımıza çıkmaz. O zaman karanlık hareketsizlik ve ışık istisna olan hareketliliktir. Bir başka delilleri de şu ki, hareketsizlik unsurlarda devam ederse fesat meydana getirmez. Lakin hareketlilik maddenin özelliği olursa fesat oluşturur. Nitekim deprem, gasırga, taşkın, ... fesat meydana getirmektedir. Ama Arapların düşünüş tarzına ters olarak Rumlular ve diğer halklar günün başlamasını güneşin doğumuyla eş zamanda hesap ederler. Güneşin bir doğuşundan başlayıp ikinci doğuşuna kadar devam eden süre bir gün hesap olunur. Arapların düşünüşüne göre karanlık ışıktan üstün olsa da, günün başlamasını güneşin doğumuyla eş zamanda gören uluslara göre, ışık karanlıktan üstündür. Bu uluslara göre ışık varlık ve karanlık yokluktur. Işığı karanlıktan üstün bilenler hareketin hareketsizlikten üstün olduğunu da yeğlerler. Onlara göre hareket değil, hareketsizlik fesat türetir, nitekim bir göl hareketsiz kaldığında kokumaya başlar. Çünkü hareket varlık ve hareketsizlik yokluktur, hareket hayat ve hareketsizlik ölümdür. Nitekim akar su hayat belirtisidir.

Biruni gün üzerine çoğu uluslardaki durumu inceledikten sonra Kuranın gün anlayışını irdeliyor. Kuranda gündüzün sonu ve gecenin evveli üzerine bilgi yoktur. Çünkü gecenin başlaması beşer için bilinin bilgidir. Ancak Tanrı günün başlamasını tan yerinin sökülmesiyle (fecrin doğumu ile) tanımlar. Ama gündüzün sonu hakta bilgi yok. Kuranda geçen “Tan yerinde ak iplikle kara iplik belli oluncaya kadar yeyip için” ayetine de hadislere dayanarak açıklama veren Biruni şöyle devam eder: kara iplikten amaç gecenin kendisi ve ak iplikten maksat da gündüzdür. Fecir (tan yeri) ise burada karinedir, yani geceyle gündüze eşit uzaklıktadır. Sonra da bu ayeti anlamak için insanların eline kara ve ak iplik almalarına gerek olmadığını, doğaya bakmalarının yeterli olduğunu belirtir. Bilge Biruni fakihlerin zaman tanımlamaları konusundaki cehaletlerini uzun uzun anlatır. Onların hatalarını birbir ilmi yöntemle açıklar.

Biruni alemin başlanma tarihi ile gili değişik din ve inançlardakı bilgileri de aktarmaktadır. Bunları okuduğumuzda beşerin ve dinlerin ne denli cahil oldukları da ifşa ediliyor. Zerdüşte göre alem ondan üç bin yıl önce yaradılıpmış. Yahudilere göre Musadan 2500 yıl önce yaradılmış. Diğer dinlerde de buna benzer bilim dışı kestirmeler.

İslam tarihinde hicri tarihinin yaranma sebeplerini de açıklıyor Biruni. İkinci Halife Ömer zamanında Hicri tarihi tedvin edilir. Ömer sahabilere bir tarih düzenlemelerini söyler. Peygamberin doğum günüyle ilgili ortak ve dakik bilgi yok idi. (Günümüzde 1400 yıl sonra Peygambere doğum günü kutlamaları geçirseler de, Peygamberin vefatından iki yıl sonra O’nun doğum gününü bilen kimse yok! G. G) Peygamberin bi’seti (peygamberliğe yükselişi) üzerine de dakik bilgi olmamıştır. Ama Peygamberin Mekkeden Medineye hicreti her kes tarafından biliniyordu. Peygamberin savaşları, zaferleri ve diğer bu gibi İslam sonrası olaylar Mekkeden Medineye hicretten sonra daha kolay hesaplanıyordu.  Böylece Ömer hilafeti döneminde Hicret müslümanların tarih anlayılşına dönüştü.

Biruni Hint ve Yunan ilmini karşılaştırarak Yunan matematik ilminin Hint matematik biliminden daha sistemli ve anlaşılan olduğunu da belirtir. Bazı ırmakların yazda kuramak yerine neden daha dolu sulu olduklarının da sebebini açıklar. Çünkü o ırmakların kaynağı havası soğuk olan dağlardadır. Dağların karı eridiği için yazda ırmakların suyunun azalmasına değil, artmasına tanık oluruz. Hindistanın bir zamanlar denizin altında olduğu bilgisini şöyle temellendirir: Yüksek dağlardan denizlere taraf gittikçe dağlar kayalara dönüşür. Daha sonra küçük taşlar, deniz yaklaştıkça taşlar daha da küçülmeye başlar ve verimli topraklar artar. Denize ulaştığımızda sadece verimli topraklarla karşılaşırız. Bu da şimdiki Hindistanın bir zamanlar denizin altında olduğunu gösterir. Biruninin bu tezini modern jeoloji ispatlamıştır.    

21 Mart 2017 Salı

Politik İslama ve Arap kültür imperyalizmine karşı Nevruz...

İslam Arap devletlerinin politik ideolojisine dönüştükten sonra Emevilerle eş zamanda Arap Irkçılığının da ideolojisine dönüştürüldü. Arap istilasına uğrayan Orta Doğu halkları, tarihlerinde sufra medeniyetinin ne olduğunu bile bilmeyen Arapların karanlık uygulamalarına tabi edildiler. “İslamda tağanni haram, gülmek haram, sevinmek haram, kadına bakmak haram, haram, haram, haram....” başlığı altında her tür musiki, eğlenme, mutlu olma, yaşamdan zevk alma ve doğa ile mutlu olarak iletişim kurma yöntemleri yasaklandı. Ayrıca, müslüman olmayanlar üzerine ciziye, yani müslüman olmamamanın keffaresi ve cezası gibi ekonomik baskı uygulayarak bölge halklarını sömürmeye kalkışmışlardı. Emevi daha sonra Abbasi politik İslamı kendi karanlık uygulamalarında başarılı oldukça Orta Doğu halkları politik İslamın uyguladığı sosyalleşme modeline karşı Nevruz bayramı törenlerini alternatif sosyalleşme örneği olarak geliştirdiler. Politik İslamın sosyalleşme merkezleri Arap ırkçılığını tebliğ eden camilerdi. Camilerde kısıtlanmış özgürlükler ortamında ahali başını kaldırıp imama bakarak bir soru sorma cesaretinde bile bulunamıyordu. Camiler düşünceleri susturup söndüren odaklara dönüşmüştü. Bu uygulamaya karşı iki seçenek ortaya çıktı: 1- Daha özgürce davranma ve mutlu olma seçeneği sunan dergahlar, hanegahlar. 2- Nevruz bayramında geniş halk kitlesi dağlarda, yeşilliklerde, pınar başlarında ocak yakarak eğleniyor, gülüyor, şarkı söyleyerek mutlu oluyordu. Nevruz bayramı Arap kültür imperyalizminin karanlık uygulamarına ve kara bayrağına karşı kolektif mutluluğu doğanın renklerini bayraklaştırarak sunuyordu. Politik İslamcılığa ve Arap dinci kültür imperyalizmine karşı Nevruz bayramı seküler davranış ve düşünme, sevgi ve saygı modelini geliştiriyordu. Nevruz bayramının kolektif mutlu olma niyeti zamanla Arap dinci kültür imepryalizmine karşı bir savaşım biçimine dönüştü. Camiye karşı Nevruz ilkesi, molla-şeyh-feodal-hilafet zulmüne karşı kolektif mutluluk yeğlendi. Daha sonra Nevruz bayramlarında mutlu olmanın bilgisi estetik yazınsal örütlere (metinlere) yansıdı. İslam sonrası karanlık Arap-dinci kültürüne karşı Nevruz bayramı dünyevi zevkin ve kolektif şad olmanın, paylaşmanın, yardımlaşma ve dayanışmanın simgesi gibi özümsendi ve Arap-dinci kültür imperyalizmi bunu susturamadı. İslamdan önce Nevruzla ve Nevruz kutlamalarıyla ilgili tutarlı bilgi ve belge yok. Nevruz İslamdan sonra karanlık Arap-dinci kültürüne karşı bir seçenek olarak geliştirildi. Bu yüzden de Nevruz bayramında bütün sınıflar birlikte mutlu olmayı yeyğlediler. Hiçbir dinsel boyutu olmayan seküler içerikli bir tek Orta Doğu halklarının ortak bayramı. Daha sonra Safeviler döneminde şiilik Nevruz bayramı üzerine ideoljik yatırım yatırarak, onu 12 imam yaşamıyla ilintilendirmeye çalıştı. Nevruz bayramının şekillenmesinde biz Türklerin hiç rolü olmadı. Çünkü Arap-dinci karanlık kültür imperyalizmine karşı Orta Doğu Halkları savaşırken, biz henuz bu topraklarda mevcut değildik. Biz sadece Orta Doğu halklarının bu büyük kazanımlarını özümsemişizdir. Son zamanlar Ergenekon adlı efsane ile Nevruz bayramını bağlantılandırmanın hiçbir tarihsel temeli, bilgisi ve belgesi bulunmamaktadır. Daha sonra kılıç taşımaktan yorulan Arapların yerine, biz Türkler geçecektik. Arabın karanlık düşünceleri Türkün kılıcıyla dünyaya yayılarak her türlü ussal ve estetik gelişmenin önünü kesecekti.


17 Mart 2017 Cuma

romandan parça


o zamankı düşüncə tərzim fərqli idi. Mən bir fahişəni bilə eyitib adam edə biləcəyimi düşünmüşdüm. Öylə bir intelektual gücümün olduğunu sanmışdım. Onunla da seks yapmışdım və buraya gəldikdən sonra düşündüm ki, o, qızı ilə bir yerdə orada qalsa fahişəlik edərsə, bunda mənim də suçum olar. Bu vicdan hesabıyla onu gətirdim. Yoxsa öylə erkəklər var ki, yüzlərcə qadının hayatını qaraldar və heç aldırış bilə etməz, vicdanı sızlamaz. Həm də mənə bəzi iyiliklər də etmişti. Sıxıntılı günlərim olmuş və məni yalnız buraxmamışdı. Psikolojik çöküntülərim sırasında məni yalnız buraxmamışdı. Vasvası olduğunu buraya gəldiktən sonra anladım. Həp küçük şəyləri abartır böyük sorunlar yaratırdı. Sənin az öncə sorduğun gibi. Nə cavab verəcəyimi bilməz susardım. Çünkü veriləcək cavab yoxdu. O da "susursan, demək mən doğru düşünürüm" deyə daha da üstümə gələrdi. Oysa ortada heç bir şey yoxdu. Məsəla sənin bu soruna nə cavab verəcəyimi bilmədim. Verdiyim cavab da səni ikna etmir. O zaman mən nə etməliyəm? Azərbaycanda aristokrasi, ailə aristokrasisi olmamış. Həp köy karakteri. Köy küçük məkan. Küçük məkanda, hətta olmayan yerdən sorun çıxarmaq psikolojidə köylülük bilinci olarak nitələnər. Yəni adam köylü olmasa da, şəhərdə yaşasa da, davranış ölçüləri küçük köy ortamını xatırladar. Köylülük köydə yaşama anlamında deyil, bir davranış və düşünmə tərzidir.
Böylə bir soru sormamalısan, mənim səviyəmdə olan soru deyil bu. Sordunsa verdiyim yanıta ikna olmalısan.
Şübhə. Şübhəli qaldığını yazdın.
Məsələ qıskanclıq məsələsi deyil.
Bagişla!
Rica edirəm, məsələ bağışlama məsələsi deyil.
Bir daha olmaz.
sadəcə qonuşduq iştə.
Səni üzüldün və səni başqa yerə götürdü.
Götürər əlbəttə. İnsanların bilinci boş deyil, kimi anılar orada yatar. Acı-şirin, iyi və kötü olaraq. İnsanın başına gələnlər bilincaltındakı o anıları bilincə daşıyar.
İnsan 6-12 yaşa qədər hansı ortamda böyürsə, sonrakı davranışlarına o çocuqluğunda görüb özümsədikləri yansıyar. Doğu qadınlarının çoxu özgürlükləri sınırlanmış bireylərdir. Sınırlandırılmış özgürlük ortamında çocuqkən görüb özümsədikləri onlarda davranış bozuqluqları yaradar ərgin yaşlarda. Çünkü insanın psikolojik dərinliyi onun çocuqluğunda saxlı. Küçük şeyləri abartma psikolojisi doğu insanın və özəlliklə doğu qadınının özəlliyidir. Çünkü öylə yapılanmış psikolojik oluşumları. Batı qadını öylə deyil. Çünkü çocuqkən sərbəst və böyük gözəlliklərə tanıq olaraq böyür. Sərbəstdir. Tək başına ormanda, dağda, dənizdə, ölkələr arasında dolaşar. Davranışları bu geniş ölçəkdə şəkillənər. Bu da çocuqluqdan başlayaraq onda anlayışlı davranma psikolojisi oluşturar. Çoxunda aşağılıq kompləksi oluşar. Durumlara yanlış təpki göstərmə sindromu onlarda gəlişməyə başlar. Kəndilərinə olan güvənləri aşınmaya başlar.
- Anladınmı?
- Anladım.

15 Mart 2017 Çarşamba

hörüt


Nədən "mətn" sözü yərinə, hörüt (örüt) deməliyik?

Ərəb dilində mətn düz yerdəki tümsəklərə, təpəciklərə və dik yerlərə deyilir. Ərəblər dərinin üzərinə yazdıqlarında yazılar düz yerdəki tümsəklər gibi görünürdü. Bu üzdən mətn sözü oradan ərəbcəyə keçmişdir. Ancaq heç bir dərinlik ifadə etməməkdədir. Sülyəmanoğlu isə "mətn" sözünə qarşılıq olaraq hörüt (örüt) sözünü önərmişdir. Məncə də doğru bir sözcük və olquyu "mətn" sözündən daha dərin və anlamlı ifadə etməkdədir. Hörüt (örüt), yəni vergüllərlə, nöqtələrlə, hərflərlə, sözlərlə, tümcələrlə, hörülmüş (örülmüş) dilsəl ürün. Hörüt (örüt) sözünü "mətn" sözü yerinə qullanmaya alışmalıyız. Bir mütəcaviz ərəbcə sözü bilə dilimizdən çıxarmaq Türkçə və düşüncəmiz üçün böyük qazanımdır.



ندن "متن" سؤزۆ يرینه، هؤرۆت (اؤرۆت) دئمه‌لی‌يیک؟ 

عرب دیلینده متن دۆز يئرده‌کی تۆمسکلره، تپه جیکلره و دیک يئرلره دئيیلیر. عربلر دری‌نین اۆزرینه يازدێقلارێندا يازێلار دۆز يئرده‌کی تۆمسکلر گیبی گؤرۆنۆردۆ. بۇ اۆزدن متن سؤزۆ اوْرادان عربجهيه کئچمیشدیر. آنجاق هئچ بیر درینلیک ایفاده ائتمهمکدهدیر. سۆليمان اوْغلۇ ایسه "متن" سؤزۆنه قارشێلێق اوْلاراق هؤرۆت (اؤرۆت) سؤزۆنۆ اؤنرمیشدیر. منجه ده دوْغرۇ بیر سؤزجۆک و اوْلقۇيۇ "متن" سؤزۆندن داها درین و آنلاملێ ایفاده ائتمکدهدیر. هؤرۆت (اؤرۆت)، يعنی وئرگۆللرله، نؤقطهلرله، حرفلرله، سؤزلرله، تۆمجهلرله، هؤرۆلمۆش (اؤرۆلمۆش) دیلسل اۆرۆن. هؤرۆت (اؤرۆت) سؤزۆنۆ  «متن» سؤزۆ يئرینه قۇللانمايا آلێشمالێيێز. بیر مۆتجاویز عربجه سؤزۆ بیله دیلیمیزدن چێخارماق تۆرکچه و دۆشۆنجه میز اۆچۆن بؤيۆک قازانێمدێر.

*

13 Mart 2017 Pazartesi

Mescide karşı gelişen İslami düşünce...



Emeviler sonrası mesçitler siyasi dinin ve mevcut iktidarın çıkarlarını koruyan sipere dönüştü. En iyi şekli ile şunu İran Şii isyanının önderi Humeyni "mescit siperdir" diye belirtmiştir. Siper ve cephelerde de savaş olur, barış değil. Bu yüzden mesçitlerde sağlıklı düşünceler hep öldürülmüş, düşünenler hakkında ölüm fetvaları çıkarılmıştır. Buna karşı tasavvuf hareketi İslam ülkelerinde ortaya çıkarak siyasi-devlet İslamına karşı Kura...n eksenli İslam düşüncesini savunmuştur. Tasavvuf edebiyatında mesçitlere girmek bile yasaklanmıştır. Çünkü mesçit paylaşım yeri olmak yerine, haram kazanımların savunulması için teori üreten odaklar haline gitirilmiştir. Mesela Şerefettin Damgani geçerken cami bakıcısının bir köpeği bağlayıp sopayla dövdüğünü ve köpeğin ağrılardan inlediğini görür. Şerefettin köpeği açıp bərakır ve cami hadimi ona kızarak "köpek camiye girmişti" diye kötü sözler söyler. Şerefettin de onu "yahu, köpeğin aklı yoktur ona göre camiye girmiş. Benim aklım var. Hiç bir kerecik olsun camiye girdiğimi gördün mü?" diye sakinleştirmeye çalışır. Yani irfan yazını cami ve saray iş birliğinden hep yakınmıştır. Büyük şair Fuzuli şöyle der: Mesçidin buriyasından (hasırından) riya buyinden (kokusundan) başka ne hiss edersiniz?
"Ne görür ehl-i cefa bende vefadan gayri?
Ne bulur şem'-i yakan kimse ziyadan gayri?
Ey olan sakin-i mesçit, ne bulursun bilemem,
Buriyasından onun buyi riyadan gayri?"

12 Mart 2017 Pazar

Osmanlıya dış türklerin göüçleri...

OsmanlIların imparatorluk dışında yaşayan Türklerle olan dostluklarını arttıran nokta, Rusya’daki Türk illerinde yaşayan edip ve aydınların Osmanlı imparatorluğu’na özellikle XIX. yüzyılın sonlarına doğru artan göçleri
oldu. Bu kişiler, Rusya’daki Müslümanlar arasında uzun yıllar devam eden fikrî uyanışm meyvelerini beraberlerinde getirdiler, Osmanlı kültür ve siyasî hayatında
aktif rol oynadılar. Rusya’daki Türklerin bu uyanışı, modernleşme hareketlerinin başlamasına sebep oldu. Değişik Türk boylarının kullandıkları konuşma dilini kültürel ve modem bir edebî dil haline getirme çabalan yanında ananevî İslâmî okullarda (medreselerde) da reformlar yapıldı88. Bu atılımın merkezi, çok sayıda Tatar Türkünün yaşadığı Kazan şehriydi. Hareket, hem Rus ve Batı liberalizminden hem de Osmanlı împaratorluğu’ndaki Tanzimatçı fikirlerden etkilenmişti. Bu hareketin en göze çarpan lideri, Kırımlı bir Türk olan İsmail Bey (Gaspıralı)’- dir
David Kushner, Türk milliyetçiliğinin doğuşu, s. 16-17.

28 Şubat 2017 Salı

Nədən səfəvizədə oxumuş insan türkləri və türkcəni aşağılamışdır?




1-     Şah İsmayıl ilk olaraq Firdovsinin “Şahnamə”sini yenidən yazadıraraq oraya türkləri təhqir edən beytləri yerləşdirtdi. Bunu oğlu Təhmasib də davam etdirdi. Türkləri aşağılayan və böyləcə Çaldıran intiqamını almağa çalışan bu Şahnamənin adı tarixə “Təhmasib Şahnaməsi” olaraq keçdi. Günümüzdə istifadə edilən Şahnamə də budur. Böyləcə türkləri aşağılamanın arxasında dövlət iradəsi durdu.

2-     Anadoluyu tərk edib Azərbaycan və İrana axın edən qızılbaşlar yerli şiə olmayan türkləri və digər xalqları qətl etdi. Heç bir ürətim təcrübəsi, tarım təcrübəsi bilə olmayan qızılbaşlar yerləşmələri üçün ulaşılmaz dağların arxasında daxmalarda və tövlələrdə yerləşməyə başladılar. Xüsusən Şah İsmayılın Çaldıran yenilgəsi onun yenilməz Mehdi olma yalanı ifşa etdikdən sonra ümidsizliyə uğrayan qızılbaşlar nə edəcəklərini bilmirdilər. Heç bir tarım, ticarət və ürətim təcrübəsi olmayan qızılbaşlar yerli xalqların mallarını oğurlayaraq keçim qaynaqlarını sağlamağa başladılar. O vaxtdan bəri oğurluq qızılbaşların əsas işləri oldu və hətta oğurluğu qəhərəmanlıq adlandırdılar. Günümüzdə də hər ilə onlarca qızılbaş oğurluq üstündə edam edilirlər. Lakin daha əvvəlki dönəmlərdə dağların arxasında qaçaq yaşayaraq Koroğlu gibi oğurluq edən qızılbaşları teknik əksiklik dolayısıyla tapmaq asan deyilıdi. Bu üzdən də yerli millətlərin baş bəlası olaraq oğurluq və haram həyat biçimlərinə davam edirdilər.

3-     Qızılbaş türklər daha sonra şahsevən adıyla tanınsalar da ancaq eyni soy idi. Bu üzdən də həm yerli xalqlar, həm də şahsevənlərin içindən oxumuş olaraq yetişən ziyalıların tək işi bu qızılbaş türk kültürü ilə mücadilə etmək olurdu. Oxumuş türklər qızılbaş-şahsevən türk törəsinə mənsub olmaqdan utanaraq “biz türk deyilik, biz farsıq” deyə bu aşağılıq kompleksindən qurtulmağa çalışırdılar. Çünkü qızılbaş-şahsevən türk kültüründə tutunacaqları bir tək insani-əxlaqi dəyər mövcud deyildi. Özləri də o oğurluq kültürünün içindən çıxan oxumuş şahsevən türklər çox ayrıntılı və dərin şəkli ilə türkləri aşağılayır və türkçəni pisləyirdilər. Bu sürəc günümüzdə də davam edir.

4-     Modern şəkli ilə türkləri və türkçəni ilk aşağılayaraq farsları və farsçanı öyən M. F. Axundov oldu. Axundov “mən türk deyiləm, mən əsil fars irqindənəm” deyə açıqca yazılar yazdı.

5-     Axundovdan sonra da Məhəmməd Hadi gibi güclü şairlər əski İran mədəniyyətini (!) öyməyə başladılar. Lakin Rusiyanın idarəsində bulunan Qafqaz türkləri yavaş-yavaş gerçəyi dərk etməyə başlamışdılar. Rusiya idarəçiliyi onlar üçün bir fürsət və şans hazırlamışdı. Onları qızılbaş-şahsevən köklərindən güclü rus ordusu iradəsi qopara bilmişdi. Həqiqəti dərk etmənin də yolu böyük qopuşlarlar başlar. Bu üzdən də Qafqazda türkləri və türkcəni aşağılamaq yerinə, Səfəvi-qızılbaş mirasının iyrəncliyini ifşa etməyə başladılar. Bu yolda “Molla Nəsrəddin” dərgisi rəngli rəsimlərlə Səfəvi-qızılbaş mirasının çirkinliyini ifşa etməyə başladı. Molla Nəsrəddinçilərin amacı bu idi: Hansı millət olursa olsun, onun əsarətində yaşamaq Səfəvi-qızılbaş kültür ortamında yaşamaqdan daha şərəflidir. Çünkü səfəviyət iç köləlikdir və ruhumuzu əsir almışdır.  Lakin rus üstünlüyü dış sömürgəçilikdir və dış sömürgəçilikdən qurtuluş çox asandır.  Bu üzdən səfəviliyin çirkin mirasını ifşa edərək islamlaşmayı “səfəviyyət İslam deyildir” deyə formulizə etdilər.

6-     Qafqazda Səfəviyyət düşmən olaraq bəlirləndi və bu da Qafqaz türklərinin gözləri önündə yeni aydın üfüq açdı. Lakin İranda istisnasız olaraq səfəvizədə oxumuş türklər tümüylə türkləri və türkçəni aşağılama yolunda gücləndilər. “Türkcə ədəbsiz dildir, türkçə yorqan-döşək və seks dilidir” deyə aşağılayıcı ifadələr ürttilər səfəvizədə oxumuş türklər. Günümüzdə də eyni sürətlə səfəvizədə oxumuş türklərin Türkcəyə və türklərə qarşı saldırıları davam etməkdədir.